KEREVİT YETİŞTİRİCİLİĞİ

 

Deri Değiştirme Olayı

albidusBir kerevitin vücudunu örtmekte olan kitin özelliğindeki sert kabuğun, diğer yüksek organizasyonlu hayvanların kemik iskeletlerinde olduğu gibi, giderek büyümesi ve genişlemesi söz konusu değildir. Bu nedenle kerevitlerin büyüyebilmeleri için mutlaka eski kabuklarını atıp, yeniden daha geniş bir dış kabuk oluşturmaları gerekir. Eski kabuk tamamıyla atıldıktan sonra, büyümenin gerçekleşebilmesi için, hemen yeni bir kabuk oluşturulmaz. İşte bu iki kabuk arasında yumuşak et yığını şeklinde geçen hareketsiz bir dönem vardır ki genellikle bu dönemdeki hayvanlara “yağ kereviti” adı verilir.

Deri değiştirmeye başlamadan bir kaç saat önce, kerevit ayaklarını birbirine sürtmeye başlar, sırt üstü yatarak kuyruğunu kıvırıp birdenbire açma davranışları gösterir. Bu sırada, antenleri de kuvvetli bir vibrasyon yapar ve bu hareket önden arkaya doğru vücudun bütün kısımlarına aynı şekilde iletilir.

destAbdomenin birinci segmenti ile, karapaksın posteriyor ucunu birleştiren dış iskeletin yumuşak zarımsı kısmı yırtılır, böylece vücudun etli kısmı dışarıya çıkarılır. Bunun yerine , koyu kahverengi görünüşte ve yumuşak özellikte yeni bir kabuk meydana getirilir. Kabuğunu yeni atmış olan kerevit, 5-7 gün kadar hareketsiz bir şekilde kalır ve her türlü korunmadan da yoksundur. Daha sonra eskisinden biraz daha geniş olan yeni bir kabuk oluşturulur. Öncelikle vücudun ön tarafını oluşturan baş ve toraks bölgeleri sertleşir, gözler ve diğer ekstremiteler giderek sağlamlık kazanır. Renk ise yavaş yavaş eski kabuğun rengine dönüşür.

Deri değiştirme olayında, eski kabuğun çıkarılarak atılması bireye göre 15dk.’dan 2-3 saate kadar sürebilir. Kabuğunu atmış bir kerevitin yeni oluşturulan derisi 1-3 gün süreyle tamamen yumuşak kalır.

Deri değiştirme sırasındaki bu kritik periyotta, kerevitin kendisi hiçbir şekilde beslenmez. Dolayısıyla hareketsiz ve yumuşak olduğu için de, diğer predatör ve karnivor hayvanlara yem olmaktan kurtulamaz. Ancak yeni deriyi oluşturduktan 2 gün sonra yavaş da olsa kaçıp kurtulma davranışları gösterebilirler.Deri değiştirmeler genellikle suyun zemininde gerçekleştirilirse de, bazen suyun yüzeyindeki deri değişimlerine de rastlanabilir. Böyle durumlarda, kerevitin suyun üstünde kaldığından, su akıntılarıyla sürüklenmesi söz konusu olur.

Kerevitler genellikle birinci yılda 5-8 defa, ikinci yılda 3-4 defa, üçüncü yılda 1-2 defa, olgunluğa eriştikten sonra da dişiler yılda 1 defa, erkekler ise yılda 2 defa deri değiştirebilirler.

Ergin haldeki bireylerin deri değiştirmeleri genellikle yaz periyodunda gerçekleşir. Fakat erkekler İlkbahar aylarında da deri değiştirebilirler. Deri değişiminin en yoğun olduğu aylar Temmuz-Ağustos-Eylül aylarıdır. Ekim başından Nisan sonuna kadar genellikle deri değiştirme olmaz veya çok nadir olarak erkeklerde gerçekleşebilir.

cherax

Ve son olarak yumur- taların açılmasından bahsedelim. Embriyonun yumurta ların içindeki gelişme süresi uzun periyoda ihtiyaç duyar. Türlere ve ortamın sıcaklığına bağlı olarak, ilkbaharın sonunda veya yaz başlarında yumurtalar açılmaya başlarlar. Yumurtalar açıldığı zaman genellikle iki midye kabuğu şeklinde ayrılırlar. Yumurtadan çıkan larvalar annelerine çok benzemekle beraber, onlardan farklı olan bazı yönleri de vardır. Örneğin larvaların birinci ve sonuncu abdominal ekstremiteleri henüz tamamlanmamıştır ve telsonun yapısı ergindekinden çok farklıdır. Büyük penslerin uçları iğne şeklinde, gövdeleri ise kalın yapılı ve kıvrık bir çengel görünümündedir. Larvalar başlangıçta pensleri ile annelerinin pleopodları üzerindeki kıllara veya lamellere tutunurlar. Larvaların karın bölgesindeki yüzme bacaklarının uçları da çengel şeklinde kıvrılmış olduğu halde bunların tutunmada fazla rolleri yoktur. Yumurtaların açılmasından sonra belli bir süre için larvalar annelerinin yüzme bacakları üzerine yapışarak adeta bir kuluçka odasının içindeymiş gibi gizlenir ve larval gelişimlerini orada sürdürürler. Bu sırada larvalar tamamen şeffaf ve açık gri bir görünümdedirler.Yavaş yavaş hareket etmeye başladıklarında eğer anneleri hareketsiz şekilde duruyorsa kısa bir mesafede gezinmek üzere bir an için annelerini terk edebilirler. Fakat suyun hafifçe dalgalanmasından sonra bile korkarak annelerine doğru kaçışmaya başlarlar. Hatta böyle durumlarda annelerinin onlara bazı sinyaller vererek çağırdığı ve abdomeninin altında toplamaya çalıştığı da bilinmektedir. Bu davranışlardan

 

                                        egg

 

birkaç gün daha sonra larvalar yavaş yavaş annelerini terk etmeye başlarlar. Genel olarak larvalar yumurtadan çıktıktan sonra aşağı yukarı 15-20 gün süre ile annelerine yapışık kalırlar. Bu dönemden önce annelerini terk etmiş olanlarda ise daha fazla bir ölüm meydana gelir. İlk deri değiştirmeden sonra bile zaman zaman annelerinin yanına yaklaşarak onun koruyuculuğuna sığınmaya çalışırlar. Bu durum 20-25 gün sürer ve sonunda tamamen serbest hale geçerler. Aksi halde annelerinin şiddetli kuyruk darbeleri ile silkelenerek serbest hale geçmeye zorlanırlar. İlk doğuşta kerevit larvaları grimsi-beyaz görünümde olup, büyük bir çevikliğe sahiptir. Bu nedenle öne veya arkaya doğru büyük bir hızla hareket edebilirler. İlk günkü boyları 1- 1,5 cm. civarındadır. Birkaç hafta sonra 2 cm ‘ye ulaşırlar. Çünkü bu süre içinde 1-2 defa deri değiştirebilirler. Sonuç olarak kerevitler diğer hayvanlar gibi düzenli bir şekilde gelişme göstermezler. Bu durum bütün krustaseler için de söz konusudur. Çünkü kerevitlerin vücudu etli kısımlarını koruyan sağlam bir dış iskelet ile örtülmüş durumdadır. Fakat bu iskelet, gerektiği zaman değiştirilebilen geçici bir elbise şeklinde olduğundan ancak kabuk değişimi sırasında büyüme gerçekleşebilir.

 

Henüz yumurtalar bırakılmadan 3-5 hafta kadar önce, dişilerin ventral kısımlarında, her bir toraks segmentinin altında yerleşmiş ve beyaz renkte kümelenmiş benekler dikkati çeker. Önceleri sadece orta çizgi üzerinde yerleşen bu beyaz renkli cisimler daha sonra ventral yüzeyin abdomen hariç büyük bir kısmını örtebilir. İşte bunlar erkek kerevit tarafından bırakılmış olan ve spermatoteka adı verilen sperm kapsüllerinin oluşturduğu kümelerdir. Bu maddelerin miktarları yumurtlama zamanına gelinceye kadar gün geçtikçe artar. Hatta çok nadir olmakla beraber, bazen abdomen bölgesinin ventral yüzeyi de bu sperm kapsülü kümeleriyle doldurulmuş olabilir. Yumurtlama bittikten sonra, döllenmiş yumurtalar abdomenin altına yapıştırırlar. Bundan sonra da toraksın ventralinde toplanmış

 

                                   craw

 

olan beyaz renkli maddeler tamamen ortadan kaybolurlar. Tatlı su istakozlarında yumurtlama periyodu iklime bağlı kalmak şartıyla, Ekim ayının sonlarından Aralık ayının sonuna kadar sürebilir. Bu üreme dönemi aynı zamanda türlere göre de farklılıklar gösterir. Fakat genel anlamda bütün kerevitler Sonbahar-Kış aylarında yumurta bırakırlar. Yumurtalar döllendikten ve dişinin yüzme bacaklarına yapıştırıldıktan sonra, kerevit yumurtalarını herhangi bir riskten korumak amacıyla, kuyruk kısmını içeriye doğru katlayarak abdomenini yuvarlak bir duruma getirir. Oviduktan çıkan yumurtalar başlangıçta oldukça yumuşak yapıdadır ve akışkan bir sıvı içinde yüzerler. bu nedenle de hafif bir basınçtan kolayca deforme olabilirler. Bu yumurtalar kısa bir süre için serbesttirler. Daha sonra karın bölgesine doğru sevkedilir ve kümeler halinde toplanırlar. Zira yumurtaların çevresindeki bu akışkan sıvı, su ile temas ettiği anda yapışma özelliğine sahiptir. Su ile temasta derhal kalınlaşır ve kısa zamanda şekilsiz ve kahverengimsi görünüşlü ince bir zar haline dönüşür.

Yumurtalar kerevitin karın altında ve akışkan sıvı içerisinde yüzdüğü sırada, kerevitin yaptığı küçük hareketlerle karın bölgesindeki su sirkülasyonları biraz daha arttırılır ki bu sayede yumurtalar çalkalanmış ve daha iyi oksijenlendirilmiş olurlar. Bu sırada gönderilen su, akışkan olan maddeyi de yavaş yavaş yapışkanlaştırır ve yumurtalar yüzme bacakları denilen pleopodlar üzerine tutturulurlar. Bu halde, her bir döllenmiş yumurta suyla temas ettiğinde sert ve koruyucu bir kılıfla çevrelenmiş olur. Bu zar sayesinde yumurtalar aynı zamanda elastikiyet kazandığından kolaylıkla kırılmaları da önlenmiş olur. Dişi kerevit, yumurtalarının yapışma işlemi tamamlandıktan sonra, yüzme bacaklarını zaman zaman hareket ettirerek yumurtalar arasında kuvvetli bir su sirkulasyonu yaratmaya çalışır. Eğer yumurtalar döllenmemiş ve karın altına iyice bağlanmamışlarsa, kısa zamanda ölür ve parçalanırlar. Kerevitler ölü yumurtaları zaman zaman bizzat bacaklarının hareketiyle temizleyip uzaklaştırma davranışı da gösterirler. Yumurtalar genellikle zarın devamı olan bir sap ile tutunmuş olduklarından, zaman zaman kerevitin gayretiyle kendi etrafında döndürülürler ve böylece oksijen

 

 

                                               pro3

 

gereksinimleri de giderilmiş olur.Yumurtalar etrafındaki sağlam ve koruyucu bir kılıfla sarılmış olduklarından, sert bir zemin üzerinde düşseler bile, adeta bir cam bilye gibi sıçrarlar fakat kırılmazlar. Kuluçka süresi çok uzun olup, 6-7 ay kadar sürebilir. Mayıs ayı içinde yumurtaların önceki renkleri yavaş yavaş değişir. Bu sırada yumurtalar kırmızımsı bir renk alır ve yarı şeffaf bir görünüm kazanırlar. Embriyonun hareketleri ve gelişimleri henüz kabuk altındayken bile görülmeye başlar. Uzun süren bu kuluçka döneminde yumurtaların büyük bir kısmı değişik nedenlerle yok olabilirler. Eğer kuluçka sırasında aşırı yağmurlar yağar ve şiddetli fırtınalar söz konusu olursa, sellerin getirdiği yabancı maddeler yumurtaların arasına dolarak onların hareketlerini sınırlandırır, dolayısıyla oksijenlenmelerini zorlaştırırlar. Bunları temizlemek için de dişi kerevitler büyük gayret sarfeder. Eğer suların çekilmesiyle oluşan kurak periyot uzayacak olursa kerevit yumurtaları yine büyük zarara uğrayabilirler. Çünkü uzun süre susuz bir ortamda kalan yumurtaların açılma yetenekleri biraz daha azalır. Eğer Mayıs ayı içerisinde sularda aşırı bir bulanma söz konusu olursa, yumurtaların açılma oranları iyice azalmaktadır. Diğer taraftan çeşitli parazitler ve predatörler de döllenmiş yumurtalara önemli zarar verebilir.

Çünkü bazı balık türleri kerevit yumurtalarını aşırı şekilde tüketirler. Yumurtlama sırasında koyu kahverengimsi olan yumurtalar, bu ilk renklerini Nisan ayının başına kadar devam ettirirler. Bundan sonraki dönemde opaklık yavaş yavaş kaybolur, renk kırmızımsı olur ve yarı şeffaf bir görünüm

 

pro1

 

kazanırlar. Çıplak gözle yapılan incelemelerde bile embriyonun hareketi rahatlıkla farkedilebilir. Bundan yaklaşık 1 ay sonra ise renk frenk üzümünün rengine döner ve embriyonun bütün hareketleri izlenebilecek duruma gelir. Örneğin bu seviyedeki bir yumurta avuç içine alınacak olursa, bir bilye gibi her tarafa hareket edebildiği görülür ki bu durum, ince bir kılıf içerisindeki kerevit larvalarının iyice artmış olan hareketlerinden ileri gelmektedir.

Uzun süren kuluçka döneminde, yumurtalar gün geçtikçe irileşir ve başlangıçtaki koyu kahverengi renkleri daha parlak bir görünüş kazanır. Embriyo organik kısımları her gün biraz daha asimile eder ve açılma zamanına doğru organik kısımlar tamamen bitirilir. Yumurtalar daha da şeffaf bir görünüm kazanır, artık embriyo renksiz bir sıvı içerisinde yüzmektedir. Nihayet, embriyo ile onu çevreleyen zar açık pembe bir görünüş kazanır ve daha da incedir.

Kerevitlerin Üremeleri(Kışlama Olayı)

En son yazımızda çiftleşme sırasında spermatoteklerin bırakılmasından sonra, erkek ve dişilerin birbirlerinden ayrılarak kışlama yerlerine çekidiklerinden bahsetmiştik. Çiftleşme periyodundan sonra da erkek fertler kararsız bir duruma geçmektedirler. Bu nedenle de devamlı olarak ortalıkta dolaşır ve bazen grup halinde bir araya toplanırlar.

cray

İlk don olayları gelmeden önce, kışlama yerine yerleşmek için gayret sarfederler. Nihayet zemindeki çamur içerisine gömülür veya fazla derin olmayan çukurlar içerisinde birkaçı bir arada olmak üzere toplanırlar . Genel olarak 15 Aralığa doğru başlayan bu kışlama olayı 3-4 aylık bir periyot içerisinde devam eder. Ocak veya Şubat aylarında su sıcaklığı elverişli duruma gelir ve birkaç gün süreyle güney veya güney batı rüzgarları eserse kerevitlerin büyük bir kısmı gizlenme yerlerinden çıkarak besin aramaya başlarlar. Ancak soğuk havalar yeniden kendini hissettirmeye başlayınca da yine gizlenme yerlerine geri dönerler. Bu dönemde dişilerin herbiri bir erkekle ayrılarak kendileri için birer barınma yeri yaparlar ve başka dişilerin de yanlarına gelmesine izin vermezler. Bu nedenle de barınak için açılan deliğin çapı ancak bir dişinin girebileceği boyutlarda olur. Genellikle dişi istakoz kendi vücudunun iki misli boyundaki bir delik içerisinde gizlenmektedir. Kışın yüzey suları buz tuttuğu zaman, 1- 1,5 m. derinlikteki çamurlu zeminlerde böyle bir davranışta bulunurlar. Sıcaklığı her mevsim yüksek ve aşağı yukarı eşit kalan kaynak suları içerisinde ise kıyıların çok yakın yerlerinde gizlenirler. Genellikle kış periyodunda kerevitleri bulabilmek için toprağı eşelemek ve çamuru karıştırmak gerekmektedir.

Kerevitlerin Üremeleri(Çiftleşme Olayı)

Şimdi kerevitlerin üremelerinden biraz bahsedecek olursak, bunların üremeleri diğer canlılara göre biraz daha uzun sürede gerçekleşmektedir. Çünkü kerevitlerin üremeleri Ekim ayından Mayıs ayı sonuna kadar devam etmektedir. Bu olayın tamamlanabilmesi içinüreme periyodu süresince bazı faaliyetler gerçekleşmektedir. Bunlar sırasıyla şu şekildedir:cray

·  Çiftleşme Olayı

·  Kışlama Olayı (Hibernasyon)

·  Yumurtaların bırakılması ve kuluçka- lanması

·  Yumurtaların açılması

İlk önce Çiftleşme olayı ile başlayalım ve devam edelim. Bakalım kerevitler nasıl çiftleşiyormuş:

Dişi bir kerevit Temmuz-Ağustos aylarında dissekte edilerek incelenecek olursa, vücudun ön tarafındaki bölümünde çapları aşağı yukarı 1mm. civarında olan çok sayıda kürecik görülür. Bunlar henüz gelişme halindeki yumurtalar olup, sayıları fertlerin boyuna göre 100-300 arasında değişebilir. Temmuz- Ağustos ve Eylül aylarında bu yumurtalar dişi kerevitin vücudunun içerisinde bulunur ve yavaş yavaş büyüyerek 15 Ekim’de 1,5mm. çapında büyüklüğe erişirler. Bu tarihten itibaren artık kerevitler çiftleşme dönemine girmişlerdir. Özellikle Kasım ayı çiftleşmenin en yoğun olduğu bir periyottur. Bu sırada erkekler aktif bir şekilde dişileri ararlar . Fakat dişiler bu dönemde pek ortada görünmezler. Çünkü bu zamanda çok hırçınlaşan erkekler dişileri çeşitli yerlerinden yaralarlar, hatta bazen öldürürler . Eğer erkeklerden birisi bir dişiye rastlarsa, kuvvetli pensleriyle onu sırt üstü yatırır ve kopulasyon organları sayesinde spermatoteklerini dişinin ovidukt açıklığının etrafında yapıştırır. Bu beyaz renkli spermatotekler başlangıçta yumuşak olduğu halde kısa zamanda sertleşir ve adeta bir kurtçuk görünümü kazanırlar. Bunların içinde sperm sıvısı mevcuttur. Çiftleşme sırasında bu spermatoteklerin bırakılmasından sonra, erkek ve dişiler birbirlerinden ayrılarak kışlama yerlerine çekilirler.

Biraz da dış görünüş

morfMorfolojik yapılarına gelince; kerevitlerin vücudu, büyük bir kısmı kalkerleşmiş olan kitinimsi bir kılıfla örtülmüştür. Bu örtü bir dış iskelet veya karapas şeklinde olup, karbonhidrat amini denen (Asetil-glikozamin) boynuzsu bir madeden oluşmuştur. Bu sert kabuğun üzerini de vücudu ve ekstremiteleri (vücut üyeleri; kol,bacak gibi) saran ekodermik hücrelerin salgıladığı şekilsiz bir vernik tabakası örtmüştür.

Ekstremitelerin eklem yerlerinde ise herhangi bir kireçlenme veya kitinleşme yoktur. Dolayısıyla bu kısımlar eğilip bükülebilir ve birbirlerinin üzerinde hareket eden eklemli yapıları oluşturur. Kerevitlerde vücut başlıca iki ana bölümden meydana gelmiştir;

·  Cephalotoraks: Vücudun ön bölümü

·  Abdomen: Vücudun arka bölümü

Cephalotoraks Bölümü

Baş ve thoraksa ait olan bütün segment veya somitler tek bir kütle halinde birleşerek cephalotoraksı meydana getirmişlerdir. Cephalotoraks, ventral tarafta sternum denilen ve her iki ucunda birer ekstremite taşıyan parçalar şeklinde olduğu halde, dorsalde iğne şeklinde bir rostrum ile sonuçlanan yekpare bir örtü oluşturmaktadır. Rostrumun kenarları, karapas üzerinde birbirine paralel iki çizgi şeklinde devam eder. Ayrıca, rostrum üzerinde boyuna olarak uzanan bir ibik veya krista bulunur. Karapas, kafatası yarığı tarafından enine olarak 2 kısma bölünmüştür. Ön taraftakine baş bölgesi, arka taraftakine ise thorax bölgesi denir. Torax denebilen bölge ise boyuna olarak 3 kısma ayrılmıştır: Ortadaki bölmeye mide bölgesi, iki yanlardaki bölmelere de solungaçlar bölgesi adı verilir.

Karapasın kenarları alta doğru kıvrılarak ventral tarafta birer solungaç odası meydana getirirler ki bu odalara solungaçlar yerleşmişlerdir. Rostrumun iki yanında, herbiri iki eklemin kaynaşmasından oluşmuş birer göz sapı bulunur. Bu sapların ucunda ise gözler yer alır.

Vücudun başlıca bölgeleri şöyle özetlenebilir:

Baş Bölgesi: Bunun üzerinde saplı gözler hariç, 5 çift ekstremite vardır. bunlardan bir çifti kısa anten, bir çifti de uzun antenlerdir. Kısa antenlerin herbiri protopodit denen bir bir gövdeye sahip olup, bunun üzerinde de endopodit ve exopodit adı verilen iki uzantı vardır. Uzun antenler üzerinde de yine bir endopodit ve bir exopodit adı verilen iki uzantı vardır. Ayrıca uzun antenlerin kaidesinde, dışarıya açılan ve boşaltım organı olarak vazife gören birer delik bulunur. Baş bölgesinde yer alan diğer 3 çift ekstremite ise, ağız parçalarıdır. Bunların bir çifti mandibül, bir çifti birinci çeneler (maxillul), bir çifti de ikinci çeneler (maxil) olarak bilinirler.

Torax Bölgesi: 8 segmentten meydana gelmiştir. bunlardan ilk üçü üzerinde çene ayakları denen maksillipedler bulunur. bunlardan sonra gelen 5 posteriyor segment üzerinde ise yürüme bacakları denen pereipodlar bulunur. Bunlardan birinci çifti oluşturanlar diğerlerine nazaran daha kuvvetli gelişerek pens denen chelipedleri meydana getirmişlerdir. Yine bunların ikinci ve üçüncü çiftlerinin uçlarında da çok zayıf gelişmiş küçük pensler bulunmaktadır. Dördüncü ve beşinciler ise uçlarındaki küçük penslerle sonuçlanırlar.

Abdomen Bölgesi: Abdomen veya karın bölgesi denilen vücudun posteriyör kısmı alttan ve üstten belirgin şekilde segmentlidir. Bu bölge, birbirleri üzerinde hareket eden 6 somit veya segmentten meydana gelmiştir. Ayrıca, son kısmında Telson denilen bir kuyruk bölgesi bulunur ki, anüs bunun ventralinden dışarı açılır. Abdominal bölgedeki segmentlerin herbirinde 4 ayrı parça bulunur. Bunlardan dorsaldekine Tergum, ventraldekine Sternum ve yanlardakine Pleura adı verilir.

Abdominal bölgedeki ilk 5 segmentten pleopod denilen yüzeme bacakları çıkar. Her bir yüzme bacağı, erkek ve dişilerde aynı yapıya sahip olup bir kaide kısmı ile bunun üzerine yerleşmiş ve çok sayıda eklemli yapısı olan bir çift filament bulunmaktadır. Üzerinde uzun kıllar da taşıyan bu yüzme bacakları, kuluçka döneminde dişilerin yumurtalarını yapıştırmasına hizmet ederler. Dişilerde ilk abdominal segmentten çıkan ekstremiteler, daima çok küçük kalmışlar ve eklemlerini kaybetmiş tek bir filament şeklini almışlardır. Erkeklerde ise abdominal segmentlerin ilk çifti, öne doğru uzanmış ve sperm kanalı şeklini almış bir çift kopulasyon organı taşımaktadır. Erkek ve dişide, 6. abdominal segmentin arkasına yerleşmiş bir telson mevcut olup, bunun da her iki yanında lamelli yapıda olan birer çift ramus (üropod) taşır. Bunların hepsi birden özellikle geriye doğru harekette rol oynayan kuvvetli bir yüzgeç oluştururlar.

Cephalotoraks bölgesinin ventral tarafında, özellikle çene ayakları ile yürüme ayaklarının kaidesindeki her bir solungaç odası içinde 18 adet iyi gelişmiş ve 2 adet az gelişmiş olmak üzere, 20′şer adet solungaç bulunmaktadır. Solungaçlar erkek ve dişide aynı yapıdadır.

Neden Kerevit Yetiştiriciliği

keroŞimdi bu kerevit denen varlık tatlı suda yaşar. Bilmiyorum biliyor musunuz. Crustacea familyasına üye bir kardeşimizdir. Bunların yetiştiriciliği en çok Kuzey Amerika’nın güney eyaletlerinde, Avrupa ve Avustralya’da yapılmaktadır. Dünyanın tropik bölgelerinden kutup bölgelerine geniş bir dağılım göstermektedirler. Yıllık ticari kerevit hasadı 110.00 tonu aşmaktadır. Bunun %55′i ABD,’den, öncelikli olarak Güney Louisiana’dan, %36’sı Çin’den, %8′i Avrupa’dan ve %2′den daha azı Avustralya’dan gelmektedir. Procambarus clarkii türü bu toplamın %70-80′ini oluşturmaktadır.

Kerevitlerin yetiştiriciliği diğer krustaselere göre daha kolaydır. Bunun sebepleri şöyle özetlenebilir:

-Bir kez stoklandıklarında bölgede süreklilik arz eden bir populasyon oluştururlar ve bir daha stoklanmalarına gerek kalmaz, böylece haçerilerde stoklama veya yetiştiricilik amacıyla yavru kerevit üretimine gerek kalmayabilir,
-Havuz derinliğinin 50 cm. olması yeterli olduğundan, havuzların daha derin kazılması ve seddelerin oluşturulması için çok masraf yapılmaz ve yetiştiricilikte daha az suya ihtiyaç duyulur,
-Bölgedeki pirinç tarlaları küçük bazı değişikliklerle kolayca kerevit üretimi amacıyla da kullanılabilir.

Ülkemizde bulunan tek kerevit türü Astacidae familyasından olan Astacus leptodactylus’tur. Bu kerevitin ülkemizde 1994 yılı üretim miktarı 524 ton olarak bildirilmiştir (DİE, 1996).